Reklam

Giriş Formu

Kullanıcı Adı

Parola

Beni hatırla
Parolamı unuttum?
Hesabınız yok mu? Bir tane oluştur
Tarımda Büyük Servet Yatıyor Yazdır E-mail

Bugüne kadar ciddi ve öncelikli sorunların arasında yer almayan gıda fiyatlarındaki inanılmaz artış, geleceğin en büyük tehlikelerinden. Toplumsal sorunlar yaratmaya aday olan tarım ürünlerindeki arz yetersizliği ve talep patlaması, petrol veya mortgage sorunu kadar ilgi çekmiyordu. Ancak diğerlerinden farklı olarak, gıda krizi senaryoları aynı zamanda siyasi istikrarsızlık, hatta ayaklanma riski demek.
George Soros'un eski ortağı Jim Rogers'a göre "Buğday, soya fasulyesi, mısır hatta portakal suyu piyasalarında, gelecek on yılda büyük servetler yapılacak." Çünkü; önümüzdeki dönemde bu sektörde, arz-talep dengesini sağlamanın tek yolu fiyat artışlarından geçiyor.

 

2007 yılı ilkbahar aylarından beri buğday fiyatları neredeyse ikiye katlandı. Güneşin toprak ile bütünleşmesinden meydana gelen hemen hemen tüm ürünler, mısır, ayçiçeği, çeltik, aklınıza ne gelirse tümünün fiyatı nominal bazda en üst noktalarına ulaştılar. The Economist'in gıda fiyatı endeksi 1845 yılından beri en yüksek seviyeye ulaştı. Reel bazda fiyatlar 2005'ten bu yana yüzde 75 seviyesinde sıçrama gösterdi. Küresel ısınmanın yol açtığı kuraklık, tarım alanlarının biyolojik yakıt ürünlerine ayrılması, Çinli ve Hintlilerin protein ağırlıklı beslenmeye yönelmesi ve gıda üzerine yatırım yapan spekülatörler, fiyat artışlarının temel nedenleri olarak gösteriliyor.

 

 

 

Gıda fiyatlarında yeni dönem

 

1974-2005 yılları arasında gıda fiyatları dünya piyasalarında reel bazda yüzde 75'lik bir azalma göstermişti. Özellikle gelişen biyo-teknoloji, yeni tarım modellemeleri sayesinde yaşanan ucuz gıda döneminde, beslenme yetersizliği sorununa eğilmek için neredeyse hiçbir şey yapılmadı. Dünyanın en kalabalık nüfuslarına sahip ülkelerden yeni zengin Çin ve Hindistan, protein ağırlıklı beslenmeye yönelirken, bu ülkenin et ihtiyacı arttı. Dünya tahılının üçte birinin hayvan yemi olarak tüketilmesine sebep olan et talebindeki artış, yem ve tahıl fiyatlarındaki artışı da beraberinde getirdi.

 

Nitekim, G-8 ülkelerinin kalkınma bakanları artan gıda fiyatlarına karşı önlem alınması gerektiğini, kıtlık yüzünden yaşanabilecek savaşların herkesi etkileyeceğini açıklıyorlar. Halihazırda, Afrika'da milyonlarca insanın açlıktan ölmesi beklenirken "Kara Kıta"nın büyük bölümünde gıda yüzünden savaşlar, ayaklanmalar yaşanıyor. Mısır'da halk, artan ekmek fiyatlarını protesto etmek için ayaklanıp polisle çatışıyor. Güney Kore'de makarna fiyatlarının tavan yapması üzerine evlerin mahzenlerinde gıda stoklanıyor. Filipinler'de polis, gıda stoku yapılan depoları her gün düzenlenen operasyonlarla basıp, yüzlerce kişiyi tutukluyor. Hindistan'da temel gıda maddeleri yüzde 7 zamlanınca, baskılar üzerine muhalefet genel greve gitmek için hazırlık yapıyor.

 

Zengin ülkelerde bile gıda fiyat artışlarının enflasyonu etkilemeye başlaması ekonomistleri ürkütüyor. Özellikle finansal piyasalarda balon yaşanması, borsa ve hisse senedindeki kâr olasılıklarının doygunluk noktasına gelmesi, paranın rotasının enerji, metal ve tahıla çevrilmesine neden oldu. Petrolün 100 dolar direncini delip geçmesinin ardından ülke ekonomileri zorluklarla mücadeleye başlamışlardı. Yatırımcılar ve spekülatörlerin emtia fiyatlarındaki kazancı görmesi fazla zaman almadı. Wall Street Journal, "İhtiyat fonlarının" tahıl piyasalarına, özellikle de pirinç piyasasına girmesiyle gıda fiyatlarında yeni döneme girildiğini haber veriyor.

 

 

 

Para bir kez daha galip

 

1950 yılında dünya nüfusu 2.5 milyardı. 2000 yılında 6.1 milyar oldu. Özellikle az gelişmiş ülkelerdeki hızlı nüfus artışı sorun yaratmaya devam edecek. Dünya nüfusu, şimdiki oranlarla artmaya devam ederse 2300'de 134 trilyona ulaşacak. Neyse ki BM projeksiyonuna göre küresel nüfus, yüzde 50 oranındaki artışın ardından duraklama sürecine girecek. Yine de dünyanın ve mevcut kaynakların, yüzde 50'lik bir nüfus artışına dayanması mevcut koşullarda çok kolay görünmüyor. Bir de bu artışa ekonomik büyümenin kattığı tüketimi de eklersek sorun işin içinden çıkılmaz hale geliyor. Örneğin; Bangladeşli birinin küresel çevreye etkisi, ABD'ye göç ettiğinde 16 kat artıyor.

 

Sorunlar inanılmaz hızla büyürken, yüksek enerji fiyatları yüzünden gıda tarımı yerini enerji tarımına bırakmakta. 1995 yılında ABD'de ethanol üretimi 4-5 milyar litreydi. Şimdi 35 milyar litreyi geçti. Hızlanarak artmaya da devam ediyor. Biyo-yakıt talebi arttıkça giderek daha çok mısır ürünü yakıt üretimine ayrılıyor. Diğer ürünlere ayrılan topraklarda giderek daha çok biyo-yakıt girdisi olacak ürünler ekiliyor. Bu durum insanları, ormanları yok ederek biyo-yakıt sektöründe oluşan cazip getiri için çok daha fazla mısır ekmeye yönlendiriyor. Sonuçta insanlık para karşısında bir kez daha yenik düşüyor.

 

< Önceki   Sonraki >