
Ana Menü
| Anasayfa |
| Köyümüzü Tanıyalım |
| Kültürümüz |
| Sosyal Etkinlikler |
| Geçim Kaynakları |
| Resim Galerisi |
| İletişim |
| Ulaşım |
| Etkinlik Takvimi |
| Destekleyenler |
| Bağlantılar |
Reklam
| Prinçte 150 Milyon Dolar Kimlerin Ceplerine Girdi? |
|
|
|
Tarım ürünlerinde tüm dünyada tehlike çanları çalıyor. Kuraklık nedeniyle üretim miktarları düşüyor. Fiyatlar rekor şekilde artıyor. Tarım ürünlerini bir yatırım aracı haline getiren bu durum spekülasyonları da körüklüyor. En fazla etkilenenler tabii ki tarımı yıllardır ciddiye almayan ülkeler. Bunlardan biri de Türkiye. Kendi kendine yeten ülke sloganını terk edeli çok oldu Türkiye'nin. Şimdi her türlü tarım ürününde ithalatçı bir ülkeyiz. Kuraklık nedeniyle ihracat yapan ülkeler satışı kesince de ciddi bir kriz ortaya çıkıyor. Bu ürünlerden biri de pirinç. Son günlerde gündemin önemli maddelerinden biri. Yıllardır pirinç ticareti yapan işadamlarından biri olan Mehmet Reis, bir süredir ilginç iddialarda bulunuyor. Pirinçte neler olduğunu kamuoyu ile paylaşıyor. Reis, yıllardır tarımsal üretimin artırılmasını öneren, bunun için raporlar hazırlayan bir işadamı. Reis'in 1994 yılında İstanbul Ticaret Odası'nda yaptığı bir konuşmayı hatırlıyorum: "2000'li yıllarda Türkiye tarımda kıtlık yaşayacak. Önlem alınmazsa mercimek, nohutu bile ithal edeceğiz. Bugün paramız var getirebiliyoruz, yarın o ülkeler bu ürünleri satmazsa ne yapacağız" diyordu. Bugün işte bu noktaya gelmiş bulunuyoruz. Pirinçte ihracatçı olan ülkelerden Mısır, Vietnam gibi ülkeler geçen günlerde dışsatımı yasakladı. Para da olsa şimdi ürün bulmak mümkün değil. Reis, dünyada ciddi bir kuraklık sorunu olduğunu ancak bugün yaşananların tamamen kötü yönetimden kaynaklandığını söylüyor. Verdiği bilgilere göre yaklaşık yarısı ithalatla gelen 150 bin ton pirinç stoku var. Bir ay önce bugün olacakları bir rapor halinde hükümete de muhalefete de gönderdiğini söyleyen Reis, "Dünyadaki gelişmeler konusunda uyarmaya çalıştık. Felaket tellallığı yapmakla suçlandık, kötü adam olduk. Hiçbir adım atılmadı. Göz göre göre fiyatlar arttı. Atı alan Üsküdar'ı geçti" diyor. Spekülatörlerin cebine bir ayda 150 milyon dolar girdiğini de anlatan Reis, şunları söylüyor: "TMO 36 bin ton çeltiği gereksiz bir anda ucuz fiyatlarla satışa çıkardı. Bu pirinçler belirli firmaların eline geçti. Piyasanın yarı fiyatına pirinci alan firmalar hemen zam yapmaya başladılar. TMO piyasayı regüle edebilecek bir kurum. Şu anda 150 bin ton pirinç stoku bulunuyor. Bir ayda ton başına fiyatlar bin dolar arttı. Dolayısıyla elinde pirinç bulunanların kasasına durup dururken 150 milyon dolar girdi." Kuru üstü pilav olacak Reis, Türkiye'de üretim artsa da artık fiyatların geriye gitmeyeceğini söylüyor. Eskiden kuru fasulyeden düşük olan pirincin şimdi daha pahalı olduğunu da hatırlatıyor ve ekliyor: "Pilav üstü az kuru dönemi kapandı. Artık kuru üstü pilav yenebilecek!" Tarım ürünlerinde gelecek gerçekten kaygı verici. Fiyatlar, bir yandan kuraklık diğer yandan bunu bahane eden spekülatörlerin insafına kalmış durumda. Piyasayı düzenleyecek bir kurum ya da politikadan da eser yok. Üretici birliklerin canına okunduğu bu dönemde tek kurum haline gelen TMO'nun Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu, Referans yazarı Noyan Doğan'a "Ben piyasayı regüle etmek zorunda değilim. Böyle bir görevim yok" açıklamasını yapıyor. Peki piyasayı kim düzenleyecek? Aşırı dalgalanmalarda nasıl bir politika izlenecek, bu soruların yanıtı var mı? Varsa merak ediyoruz.
Türkiye ne zaman beyaz sayfa açacak Türkiye'nin gündeminde çok bildik bir senaryo yeniden sahneye kondu. Üniversitelerde olaylar başladı. Özel bir kameradan çekildiği çok açık olan provokatör görevini yerine getiriyor. Bunun antidemokratik bir sürecin hazırlığı olduğu konusunda ise herkes hemfikir. Darbenin ne olduğunu bilen bir kuşaktanım. 12 Eylül darbesinde üniversite öğrencisiydim. Yaşanan korkunç işkencelere, acılara da yakından tanığım. CNN'de bir süredir "Türkiye'nin Hatıra Defteri" isimli bir belgesel yayımlanıyor. Hazırlayan Nebil Özgentürk. Geçen hafta belgeselin kısa filmlerinden birinin tanıtım gecesindeydik. "Beyaz Sayfa..." Ünlü yönetmen İrfan Tözüm'ü uzun yıllar sonra kamera arkasına geçiren filmde 12 Eylül sonrası yaşanan işkenceler anlatılıyordu. Filmde işkenceci polis ile işkence gören yazarın aynı huzurevinde bir araya gelmesi anlatılıyordu. Müşfik Kenter, Yavuz Bingöl, Yetkin Dikimciler, Nilüfer Açıkalın ve sevgili arkadaşım Ünal Ersözlü'nün rol aldığı 19 dakikalık kısa filmin sonunda ise darbeci Kenan Evren'in tüyler ürperten bir konuşması yer alıyordu. Suç gardiyanların "Evet itiraf ediyorum. Hapishanelerde işkencelere engel olamadık. Birçok insan bu yüzden sakat kaldı, öldü. O kadar rica ettik yapmayın filan diye. Ama bizi dinlemediler. O gardiyanlar yok mu, ah o gardiyanlar? Onlar yapıyorlardı. Çünkü, 12 Eylül'den önce seslerini çıkaramıyorlardı. Mahkûmlar hep onları dövüyorlardı. 12 Eylül olunca başlarına teğmenler filan diktik. Fırsat ellerine geçince gardiyanlar da ne yapsınlar? İşkence yaptılar. Fena muamelede bulundular. Çok rica ettik, yapmayın falan dediysek de maalesef dinletemedik." Demokrasi değil darbeden medet umanlara bu film çok şey hatırlatıyor. Darbelerde darbe yiyen ne yazık ki gençler oluyor. Türkiye'de Beyaz Sayfa'ya acilen ihtiyaç var! |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|